AVUKATLAR SUÇLULARI SAVUNABİLİR Mİ?
Bazı düşünceler kendiliğinden bir ivme kazanarak yaygınlaşabiliyor ve zamanla tabu hâline gelerek sorgulanmaksızın kabul ediliyor.
Bazı düşünceler kendiliğinden bir ivme kazanarak yaygınlaşabiliyor ve zamanla tabu hâline gelerek sorgulanmaksızın kabul ediliyor. Avukatlarla alakalı tabu hâline gelmiş başlıca düşüncelerden bir tanesi, “avukatların suçluları savunduğu”dur. Düşünce, kendi içerisinde açıkça bir mantık hatası barındırmasına rağmen bunun böyle olduğunu sadece toplum değil, kimi hukukçular(!) dahi sorgulamaksızın kabul edebiliyor.
Tabulaşmış bu düşüncenin doğru olup olmadığını irdelemeden önce, toplumu böyle düşünmeye iten sebepler üzerinde düşünmek gerekiyor. Zannımca bu sebeplerden en önemlisi “gerçeklik” algısıdır. İnsanın, olayları doğru yorumlayabilmek için kendi gerçeği (tarihî) ile kurgusal gerçeklik (zihinsel) arasında net bir çizgi çekmesi gerekiyor. Kişi, kendi gerçekliğinde karşılaştığı olayların doğrudan gözlemcisidir. Kurgusal gerçeklik ise kişinin duyumları üzerinden zihninde oluşturduğu, tarihsel gerçeklikle uyuşması teorik olarak imkânsız olan gerçekliktir.
Gerek bilişsel gerekse sosyolojik sebeplerle insan, şüphe duymak yerine inanmayı tercih eder. Çünkü şüphe duymak ek zihinsel çaba gerektirir. Bu varsayımdan yola çıktığımızda insanın zihinsel gerçekliğini kendi gerçekliği gibi algılayıp kabul etmesi kolay olandır. İşte bu gerçeklik yanılgısı, sürekli hatırlatılması gereken ceza hukukunun en temel ilkelerinden biriyle sürekli mücadele hâlindedir: masumiyet karinesi.
Bir kişi hakkında ceza yargılaması yapılırken toplum, yargılanan kişiye yöneltilen ithamlara, biraz önce açıkladığım sebepten ötürü, “gerçeklik” vasfı yüklemektedir. İthamlar “gerçek” olunca doğal olarak avukatlar da “gerçeğe” karşı mücadele eden, “gerçeği” erozyona uğratan kişiler olarak algılanır. Hâlbuki avukatlar, müvekkillerinin anlatımları karşısında, anlatımların bir duyumdan ibaret olması sebebiyle kurgusal (zihinsel) gerçekliğe sahip olan ve sahip oldukları kurgusal (zihinsel) gerçekliği hukuk kuralları çerçevesinde ileri süren kişilerdir. Profesyonel bir avukat, müvekkilinin gerçeğini kendi gerçeği gibi kabul etmez. Tarihî gerçeği bilemeyecek olması sebebiyle onunla mücadele etmesi, onu erozyona uğratması da söz konusu olmaz. Bunu kabul etmek, zihninde kurgusal gerçeklik barındıran toplum için bir nebze kolay gibi görünürken tarihî gerçekliğe tanık olmuş kişiler için son derece zordur. Benzetme yapmak gerekirse bu kişiler için avukatın faaliyeti, savaş gazisine savaşı anlatmak gibidir.
Örnek üzerinden anlatmak gerekirse iki kişi arasında bir olay cereyan etsin ve iki kişiden biri diğerini suçlamış olsun. “Gerçeklik” yalnızca bu iki kişi arasında bir olgu olması sebebiyle masumiyet karinesi var olmasa dahi bu iki kişi dışında hiç kimse “suçluluk” hakkında kesin bir kanıya sahip olamaz. Nitekim ceza yargılaması sonucu suçluluk hakkında verilen kararlar da tamamen varsayımsaldır. Avukatlar da bu varsayımın oluşumuna kendi müvekkilleri lehine katkı sağlarlar. Eğer bu varsayımı bir ressamın tuvali gibi düşünecek olursak avukat, resim yapan ressamı etkileyerek istediği şekilde bir tablo oluşturmaya çalışır. Ressam tuvale son fırça darbesini attığında avukatın görevi sona erer. Ressamın tablosunda masumiyet karinesi ayakta ise avukat hiçbir zaman suçluyu savunmamıştır. Eğer masumiyet karinesi yenilmişse, varsayımsal bir suçluluk kararı çıkmışsa aynı anda avukatın görevi sona ereceği için avukat yine suçluyu savunmamıştır.

