BU ÜLKEDE ADALET YOK!
Hayatımızda çok kez duyduğumuz “klişe” cümlelerden bir tanesi de bu. Ancak bu cümleyi sarf ederken “adalet” kavramından ne anladığımız, bu cümlenin haklılık payı olup olmadığını belirliyor.
Hayatımızda çok kez duyduğumuz “klişe” cümlelerden bir tanesi de bu. Ancak bu cümleyi sarf ederken “adalet” kavramından ne anladığımız, bu cümlenin haklılık payı olup olmadığını belirliyor. “Adalet” kelimesi zihinlerimizde bir mükemmeli temsil ediyor. Dolayısıyla karmaşayı yaratan, esasında bu kelimenin ta kendisi. Kelime ilk bakışta ortak bir anlam taşıyormuş gibi görünse de esasında insanlık tarihinin en göreceli kelimelerinden bir tanesi ve bu hâliyle simgesel olmaktan, ortak bir anlam taşımaktan son derece uzak bir kavram. Çünkü her bireyin kendine has bir adalet anlayışı vardır. Bu anlayış, belli noktalarda başkalarıyla örtüşse dahi sonsuz sayıda olay içerebilen hayatın, insanın karşısına çıkardığı her olay karşısında tam anlamıyla kesişme ihtimali yoktur. Bu noktada ortak aklın adalet anlayışı, yani yasalar, karşımıza çıkar. Kural olarak bizim adımıza ortaya konan bu yasaların insanlara vaadi olan adaletin de bizim adalet anlayışımızla tam anlamıyla örtüşmesi mümkün olmadığından burada da “adalet”, karşımıza kusurlu bir kavram olarak çıkar.
Burada üzerinde durulması gereken asıl mesele, yasaların insanlara vaadi olan adaletin var olup olmadığı meselesidir. Yasaların adalet vaadini ortaya koymanın, yani onu var etmenin yolu iki unsurdan geçmektedir: usul ve esas. Yani yöntem ve içerik. Usul kuralları, adalete erişimde takibi zorunlu kurallardır ve bu kuralları tatbik etme görevi devlete aittir. Esas ise usul kuralları tatbik edilerek ortaya çıkarılan sonucu ifade eder. Usul kuralları tatbik edilmediyse karşımıza meşru bir “esas” çıktığından söz edilemez. Usul kuralları tatbik edilse bile esası, yani içeriği oluşturabilecek bir “deliliniz” yoksa sonuç sizin için hüsran olur.
Şimdi gelelim “Bu ülkede adalet yok!” diyen bir bireye. Eğer bu kişi ideal (ütopik) adaleti veya kendi zihnindeki meşru olmayan adaleti değil de yasaların bireye vaadi olan adaleti ima ediyorsa bu noktada bu bireyin haklı olup olmadığını değerlendirmek gerekiyor.
Ülkemizdeki “adalet” sorununun kaynağı, usulden (yöntem) çok esasla (içerik) ilgilidir. Ve esası oluşturan devlet değil, bizleriz. Eğer ticaretinizi sözlü olarak yapıyor, borç verirken veya ödeme yaparken açıklama yazmıyor veya belge düzenlemiyor, senet doldururken boşluk bırakıyor, aleyhinize tutanak tutan bir memur karşısında haklarınızı bilmiyor, kısaca işlerinizi ve eylemlerinizi hukukun dikkate alabileceği şekilde yapmıyorsanız yasaların adalet vaadinin dışında kalıyorsunuz demektir. Bu durumda “Bu ülkede adalet yok!” demeden önce adaletin varlığına ne derece katkı sağladığınızı değerlendirmeniz gerekir.

