İçeriğe geç
20 Ekim 2026, Salı Konya 16°
  • DOLAR49,58▲ %0,05
  • EURO55,62▲ %0,09
  • STERLİN66,28▲ %0,20
  • GRAM ALTIN6.572▼ %0,71
  • BIST 10011.689,53▲ %2,27
  • BITCOIN4.044.199▼ %0,67
  • ETHEREUM118.816▼ %0,38
SON HABERLER
Reklam
TARIMSAN
Veysel Bildik Veysel BildikPsikolojik Danışman

ÇOCUKLARIN BAŞARISINI NEDEN SADECE NOTLARLA ÖLÇÜYORUZ?

Çocukların başarısını yalnızca sınav notlarıyla değerlendirmek, onların gerçek potansiyelini görmemize engel olabilir. Her çocuk farklı hızda öğrenir ve başarı yalnızca yüksek puanlardan ibaret değildir. Ailelerin ve öğretmenlerin, çocukların notlarının yanında gösterdikleri çabayı, gelişimlerini ve öğrenme süreçlerini de önemsemesi gerekir. Düşük notlar bir başarısızlık etiketi değil, eksikleri fark etmek ve gelişmek için bir fırsat olarak görülmelidir. Unutmayalım, notlar bir çocuğun bütün hikâyesini değil, öğrenme yolculuğunun yalnızca bir bölümünü anlatır.

4 dk

Bir karnede yazan rakamlar, bir çocuğun bütün potansiyelini anlatmaya yeter mi? Belki de eğitimde kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri bu.

Bir çocuk eve karnesiyle geliyor. Ailesinin ilk sorusu çoğu zaman belli: “Notların nasıl?”

Matematikten kaç aldı, Türkçesi kaç, takdir belgesi alabilecek mi? Notlar iyiyse evde bir sevinç yaşanıyor, düşükse yüzler düşüyor. Bazen çocuğun gösterdiği çaba, öğrendiği yeni bir şey ya da üstesinden geldiği bir zorluk, karnedeki rakamların gölgesinde kalıyor.

Peki, bir çocuğun başarısını gerçekten birkaç rakamla açıklayabilir miyiz?

Eğitim üzerine düşünürken bu soruyu yeniden sormamız gerekiyor. Çünkü çocuklar yalnızca sınavlara giren, soruları doğru ya da yanlış cevaplayan öğrenciler değil. Onlar aynı zamanda öğrenen, merak eden, hata yapan, duygular yaşayan ve her gün biraz daha gelişen bireyler.

Bir not, çocuğun o günkü performansını gösterebilir. Ancak onun bütün hikâyesini anlatamaz.

Yüksek not, her zaman gerçek öğrenme anlamına gelir mi?

Elbette notların eğitimde bir yeri var. Öğrencinin belirli bir konuyu ne ölçüde öğrendiğini değerlendirmek, eksiklerini görmek ve gelişimini takip etmek için ölçme ve değerlendirmeye ihtiyacımız var. Mesele not vermek değil, notu eğitimin tek ölçütü hâline getirmek.

Bir öğrenci sınavdan 95 alabilir. Fakat bu başarı, konuyu gerçekten kavradığını, öğrendiklerini farklı durumlarda kullanabildiğini veya merak duygusunu geliştirdiğini her zaman göstermez.

Başka bir öğrenci ise 60 alabilir. Belki bir önceki sınavda 35 almıştır. Belki uzun süredir anlamakta zorlandığı bir konuyu ilk kez kavramaya başlamıştır. Belki de elinden geleni yaptığı hâlde sınav kaygısı nedeniyle bildiklerini kâğıda aktaramamıştır.

Şimdi kendimize soralım: Hangi öğrenci daha fazla gelişim göstermiştir?

Bu sorunun tek bir cevabı olmayabilir. Ancak bize şunu hatırlatır: Başarıyı değerlendirirken yalnızca ulaşılan sonuca değil, o sonuca giden sürece de bakmalıyız.

OECD'nin öğrenci değerlendirmesine ilişkin çalışmaları da ölçme ve değerlendirmenin yalnızca sonuçları belirlemek için değil, öğrencinin öğrenmesini desteklemek ve sonraki adımlarını planlamak için kullanılmasının önemini vurguluyor.

Her çocuk aynı yerden başlamıyor

Eğitimde çoğu zaman bütün öğrencilerden aynı sürede, aynı yöntemle ve benzer sonuçlarla öğrenmelerini bekliyoruz. Oysa çocukların ilgi alanları, öğrenme hızları, deneyimleri ve ihtiyaçları birbirinden farklı.

Bir çocuk okuduğunu anlamada çok başarılıyken diğeri matematiksel düşünmede öne çıkabilir. Bir başkası arkadaşlarıyla güçlü ilişkiler kurabilir, sorumluluk alabilir veya bir problem karşısında yaratıcı çözümler üretebilir.

Bunların hiçbiri akademik öğrenmenin yerine geçmez. Ancak bir çocuğu tanımak ve gelişimini değerlendirmek için daha geniş bir bakış açısına ihtiyaç duyduğumuzu gösterir.

Üstelik her düşük notun arkasında tembellik ya da ilgisizlik aramak da doğru değildir. Öğrenme güçlükleri, dikkat sorunları, ailevi koşullar, yeterli çalışma ortamının bulunmaması veya sınav kaygısı gibi farklı etkenler öğrencinin performansını etkileyebilir.

Bu nedenle düşük not alan bir çocuğa hemen “Daha fazla çalışmalısın.” demek yerine bazen şu soruyu sormak daha anlamlıdır:

“Nerede zorlandın, sana nasıl yardımcı olabiliriz?”

Bu yaklaşım sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Aksine, çocuğun sorunu tanımasına ve çözümün bir parçası olmasına yardımcı olur.

Karneler çocukları etiketlememeli

Çocukların dünyasında yetişkinlerin sözleri düşündüğümüzden daha büyük bir yer tutar. “Sen zaten çok zekisin.” veya “Senden bir şey olmaz.” gibi ifadeler, çocuğun kendisini değerlendirme biçimini etkileyebilir.

Yüksek not alan çocuk sürekli başarılı olmak zorunda olduğunu hissedebilir. Hata yapmaktan korkabilir, başarısızlık ihtimali bulunan işlerden uzak durabilir. Düşük not alan çocuk ise zamanla kendisini başarısız biri olarak görmeye başlayabilir.

Oysa bir sınavda başarısız olmak, hayatta başarısız olmak değildir. Bir konuda zorlanmak, o konuyu hiçbir zaman öğrenemeyeceği anlamına gelmez.

Çocuğa yalnızca sonucu üzerinden yaklaşmak yerine çabasını, kullandığı yöntemi ve gelişimini de konuşmalıyız. “Bu kez hangi konularda ilerledin?”, “Hangi sorularda zorlandın?” ve “Bir sonraki sınav için neyi farklı yapabiliriz?” gibi sorular, çocuğa hem sorumluluk almayı hem de hatalarından öğrenmeyi öğretir.

Burada önemli bir ayrıntı var: Çocuğu yalnızca çaba gösterdiği için değil, etkili yöntemler geliştirdiğinde, yardım istediğinde, hatasını fark ettiğinde ve öğrendiklerini geliştirdiğinde de desteklemek gerekir. Çünkü önemli olan sadece çok çalışmak değil, nasıl öğrendiğini de keşfetmektir.

Ailelere ve öğretmenlere düşen görev

Ailelerin çocuklarının eğitimini önemsemesi, derslerini takip etmesi ve akademik gelişimleriyle ilgilenmesi son derece doğal. Ancak ilgi ile baskı arasındaki çizgiyi korumak gerekiyor.

Çocuğun karnesi beklenen düzeyde değilse önce nedenlerini anlamaya çalışmalıyız. Kardeşleriyle veya arkadaşlarıyla kıyaslamak yerine kendi gelişimine odaklanmalıyız. Başarısını takdir ederken sevgimizin ve ilgimizin notlarına bağlı olmadığını da hissettirmeliyiz.

Öğretmenler açısından da değerlendirme yalnızca puan vermekten ibaret olmamalı. Öğrenciye neyi doğru yaptığını, nerede zorlandığını ve nasıl ilerleyebileceğini anlatan geri bildirimler, öğrenme sürecinin önemli bir parçasıdır.

Nitekim OECD'nin Türkiye'deki öğrenci değerlendirme sistemine ilişkin raporunda da sayısal sonuçların yanında öğrencinin güçlü yönlerini, gelişime açık alanlarını ve sonraki öğrenme adımlarını açıklayan nitel geri bildirimlerin önemi vurgulanıyor.

Eğitimde aile, öğretmen ve öğrenci aynı hedefe bakabilmeli: Sadece daha yüksek notlar almak değil, daha iyi öğrenmek ve gelişmek.

Başarıyı yeniden düşünmenin zamanı

Belki de artık çocuklara yalnızca “Kaç aldın?” diye sormanın yanına başka sorular eklemeliyiz.

“Bu hafta ne öğrendin?”

“Daha önce yapamadığın hangi şeyi artık yapabiliyorsun?”

“Bir hata yaptığında ondan ne çıkardın?”

“Gelecek hafta kendini hangi konuda geliştirmek istiyorsun?”

Bu sorular notları önemsizleştirmez. Aksine, notların bize anlatamadığı alanları görmemizi sağlar.

Çünkü eğitimin amacı yalnızca sınavlarda yüksek puan alan öğrenciler yetiştirmek değildir. Öğrenmeyi sürdürebilen, düşünebilen, soru sorabilen, sorumluluk alabilen ve karşılaştığı sorunlara çözüm arayabilen bireyler yetiştirmek de eğitimin temel hedefleri arasında olmalıdır.

Bir çocuğun karnesinde yüksek notlar bulunabilir. Ancak merak etmeyi bırakmışsa, hata yapmaktan korkuyorsa veya kendisini yalnızca aldığı puanlarla değerli hissediyorsa başarı kavramımızı yeniden değerlendirmemiz gerekir.

Aynı şekilde, düşük not alan bir çocuğun öğrenme isteğini, gelişme potansiyelini ve gelecekte başarabileceklerini de gözden kaçırmamalıyız.

Unutmayalım: Notlar öğrencinin öğrenme yolculuğundaki işaretlerden biridir; yolculuğun tamamı değildir.

Çocuklarımızı yalnızca kaç aldıklarıyla değil, nasıl öğrendikleriyle, nasıl geliştikleriyle ve nasıl bireyler olduklarıyla da değerlendirebildiğimizde, eğitimin gerçek anlamına biraz daha yaklaşmış olacağız.

Reklam
ARTI YÜZ