İçeriğe geç
2 Kasım 2026, Pazartesi Konya 8°
  • DOLAR49,86▲ %0,15
  • EURO55,82▲ %0,52
  • STERLİN67,02▲ %0,87
  • GRAM ALTIN6.272▲ %0,79
  • ÇEYREK ALTIN10.211▲ %0,00
  • BIST 10010.759,56▼ %3,64
  • BITCOIN3.920.464▲ %1,05
  • ETHEREUM114.521▲ %1,16
SON DAKİKACANLI
Reklam
TARIMSAN
Gül Alkan Oduncu Gül Alkan OduncuEğitimci

ORHAN BABA’NIN TAMİRHANESİNDE

Sevdiğimiz insanı olduğu gibi kabul etmek yerine onu değiştirmeye, düzeltmeye ve kurtarmaya çalışırken sevgiyi bir tamir işine dönüştürüyoruz. Eğitimci Gül Alkan Oduncu, “Orhan Baba’nın Tamirhanesinde” başlıklı yazısında sevgi, fedakârlık ve kontrol arasındaki ince çizgiyi sorguluyor.

4 dk

Arabanın radyosunda Orhan Gencebay çalıyordu.

“Hatasız kul olmaz…”

Direksiyondaki kadın, şarkıya eşlik eder gibi başını salladı.

“Onu ben adam ettim,” dedi.

Yan koltuktaki arkadaşı gülümsedi.

“Peki, sen mutlu musun?”

Kadın bir an sustu. Gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi:

“Ben onu çok seviyorum.”

Sorunun cevabı bu değildi, elbette. Ama bazen insan, cevap vermek istemediği soruların üzerini sevgiyle örter. İşin ironisi tam da buradaydı. Orhan Baba “Hatasız kul olmaz” derken, biz birbirimizin hatalarını düzeltmeye ne kadar hevesli olduğumuzu konuşuyorduk. Hatasız kul olmazdı ama belli ki bazı kullar, diğerlerinin hatalarını düzeltmekle görevlendirilmişti!

Arabada geçen bu sohbet, yolculuk bitse de zihnimde devam etti. Çünkü mesele yalnızca bir ilişki değildi; sevgiyi fedakârlıkla, fedakârlığı da kendinden vazgeçmekle karıştırdığımız o tanıdık hâldi.

“Ben olmasam ne yapardı?”

“Ben onu çok değiştirdim.”

“Aslında iyi biri, biraz zamana ihtiyacı var.”

Ne zamandır birbirimizi sevmekle yetinmiyoruz, birbirimizin tadilatını da üstleniyoruz, bilmiyorum. Üstelik ortada ne bir mimari proje var ne de tadilatın biteceğine dair bir tarih. Yalnızca büyük bir umut: Bir gün değişecek!

Bu tadilatın ne mesai saati var ne de yıllık izni. Çoğu zaman tamir etmeye çalışan da tamire ihtiyaç duyuyor. Ama olsun be, aşk fedakârlık ister!

Sevdiğimiz insanın öğretmeni, terapisti, kurtarıcısı, hatta gönüllü hayat koçu oluveriyoruz. Kimse görevlendirmediği hâlde üstelik! Bir süre sonra biri sürekli düzelten, diğeri ise düzeltilen iki insana dönüşüyor. Biri sorumluluklarını devrediyor, diğeri vazgeçilmez olduğunu hissediyor. Biri korunuyor, diğeri güçlü hissediyor. Ve bütün bunların üzerine kocaman bir isim yazılıyor: AŞK.

Oysa değiştirme arzusunun ardında her zaman yalnızca sevgi bulunmayabilir. Bazen kontrol etme ihtiyacı, bazen terk edilme korkusu, bazen de kendi değerini bir başkasına ne kadar gerekli olduğuyla ölçmek vardır.

Düşünsenize, yıllarca bir insanın yaralarını sarmış, sorunlarını çözmüşsünüz. Peki ya bir gün gerçekten iyileşirse? Ya artık size ihtiyaç duymazsa? İnsan, iyileştirmek için uğraştığı kişinin iyileşmesinden korkabilir mi?

Çünkü bazen ihtiyaç duyulmak, sevilmekten daha güvenli gelir. Sevginin garantisi yoktur ama ihtiyaç duyulmanın hiç değilse bir görev tanımı vardır. İnsan da işsiz kalmaktan korkar!

Belki de bu yüzden bazı ilişkilerde yaralar iyileşmez; yalnızca düzenli olarak pansuman edilir.

Orhan Baba'nın şarkısını düşününce insanın aklına başka bir soru geliyor: Hatasız kul olmaz da her hatayı düzeltmek bize mi düşer? Üstelik ne ustalık belgemiz var ne de karşımızdakinin böyle bir hizmet talebi!

Bir de işin garantisi yok. Tamir ettiğimizi sandığımız insan, bir gün çekip gidebiliyor. Sonra ne oluyor? Bu kez Orhan Baba'nın başka bir şarkısına sığınıyoruz: “Batsın Bu Dünya!”

Oysa belki de dünyanın bir suçu yok. Biz sevgiyi biraz fazla tadilat işi sanmışız.

Elbette bütün bunların bilinçli yapıldığını söylemek haksızlık olur. Belki çocukluğunda yalnızca başarılı olduğunda takdir edilen biri, büyüdüğünde de sevgiyi hak etmek için çabalamak zorunda hisseder kendini. Belki terk edilmekten korkan biri, sevdiği insanı kontrol ederek kendi korkularını yatıştırmaya çalışır. Belki de başkasının yaralarını iyileştirmek, kendi yaralarına bakmaktan kaçınmanın en zarif yoludur. Kim bilir?

Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı eserinde sevgiyi yalnızca bir duygu olarak değil; emek, sorumluluk, bilgi ve saygı gerektiren bir yeti olarak ele alır. Çünkü sevmek, karşımızdaki insanın bizim istediğimiz kişiye dönüşmesini beklemek değil, onun kendine özgü bir birey olduğunu kabul edebilmektir.

Oysa biz bazen “Senin iyiliğin için söylüyorum,” diyerek nasıl düşünmesi, kimlerle görüşmesi, hangi kararları vermesi gerektiğini anlatıyoruz. İyiliği için tabii! Nedense o iyiliğin ne olduğuna da çoğunlukla biz karar veriyoruz.

Ama bir insanı olduğu gibi kabul etmek, onun her davranışına katlanmak değildir. Geçmişini anlamak, bize verdiği zararı mazur görmeyi gerektirmez. Çünkü sevgi yalnızca karşımızdaki insanın değil, bizim de insan olduğumuzu hatırlamayı gerektirir.

Kimse dünyaya bir başkasının hayatını onarmak için gelmiyor. Ama kimse de sevmeyi bütün incelikleriyle öğrenmiş olarak doğmuyor. Hepimiz biraz geçmişimizin, biraz korkularımızın, biraz da bize öğretilen sevme biçimlerinin izlerini taşıyoruz.

Bu yüzden ne değiştirmeye çalışanı kolayca suçlayabiliriz ne de değişmesi bekleneni yalnızca eksikliklerinden ibaret görebiliriz. İnsan, hatalarından daha fazlasıdır. Korkularından, başarısızlıklarından, geçmişinden, hatta bazen kendisine bile itiraf edemediği ihtiyaçlarından daha fazlası...

Ama bütün bunları anlamak, her davranışı haklı çıkarmak anlamına da gelmez. İnsan hem anlaşılmayı hem de davranışlarının sorumluluğunu almayı öğrenebilir. Belki de sevginin olgunlaşması tam burada başlar: Bir başkasının yarasını görüp onu yalnızca o yaradan ibaret saymadığımızda, eksiklerini fark edip kendimizi onun tamamlayıcısı ilan etmediğimizde ve en önemlisi, onun da bizim gibi bazen korkan, bazen yanılan, bazen değişen, bazen de değişmekte zorlanan bir insan olduğunu kabul ettiğimizde...

Belki de hepimiz bir başkasının hayatında iyi bir iz bırakmak istiyoruz. Kiminin elinde çekiç var, kiminin yara bandı, kiminin de yalnızca uzatacak bir eli.

Oysa insan bazen ne tamir edilmek ister ne de kurtarılmak. Yalnızca anlaşılmak ister.

Ve belki de sevgi, bir insanın karşısında ne yapacağını bilemediğimizde bile, onun yanında insan kalabilme becerisidir.

Reklam
ARTI YÜZ